"Ne Yapalım Şimdi Biz?"
- Ece Soysal

- 12 Nis
- 2 dakikada okunur

“Peki Ece Hanım, o zaman biz ne yapalım şimdi?”
Seansın son beş dakikası gelmiştir. 40 dakika boyunca çocuğun yaşadığı zorluklar, anne ve babanın duyguları, çift ilişkileri, kendi çocukluk hikâyeleri ve bunların çocuğun semptomlarına etkisi konuşulmuştur. Odaya kimi zaman sessizlik, kimi zaman çatışma, kimi zaman da farkındalık sığmıştır. Ve tam seans toparlanacakken, bir ebeveyn mutlaka soracaktır: “Yani biz ne yapalım şimdi?”
Birçok ebeveyn seanstan bir yapılacaklar listesi, yönlendirme ya da ödevle ayrılmak isterler. Çünkü hedef odaklı modern dünyada birçok kişiye “düşünmek” pasif bir eylem gibi gelir. Aslında seans boyunca çok şey olmuştur. Birçok duygu açığa çıkmış, birbirine değmeyen noktalar temas etmiştir. Birlikte düşünülmüş, hissedilmiş, cevaplar aranmıştır. Yani yapılması gereken en temel şey yapılmıştır: çocuğu anlamaya çalışmak.
Çocuğun meseleleri konuşurken belki kaygı ve suçluluk gibi duygular da ebeveynlere eşlik ettiğinde bu duygulara tahammül etmek zor gelir, ve ebeveynler “eylemsel” bir arayışa geçerler. “Ne yapmalıyız?” Sorusu tam da buradan gelir. Sorunlara çözüm olacak “yapılacaklar listesini” deşifre etme arzusu doğar. Bazen de fark etmeden, alınacak kararların sorumluluğunu bir süreliğine terapiste devretme arzusundan gelir bu beklenti.
Elbette danışmanlık alırken ebeveynlerin soruları olacaktır. Her ailenin özelinde en doğru cevapları bulmak için birlikte düşünülecek, gerektiğinde yönlendirmeler de yapılacaktır. Ancak çoğu zaman seanslarda en kıymetli şey, hemen bir çözüme ulaşmaktan çok, çocuğun yaşadığı sorunların kökenini araştırmaktır.
Ebeveynlik çoğu zaman bir eylem hâli içinde yaşanır. Beslemek, yetiştirmek, korumak, çözmek, öğretmek… Eylemde oldukça “faydalı bir şey yapıyor olma” hissi gelir; çünkü hareket, kontrol duygusunu da beraberinde taşır. Oysa çocukla ilişki kurmak, bazen eylemden çok varoluş gerektirir.
Var olmak, bir şeyi hemen onarmaya çalışmadan orada kalabilmektir. Çocuğun zor duygularına, kendi endişelerine, belirsizliğe temas edip kaçmadan durabilmektir. Bu “durabilme” hâli dışarıdan bakıldığında eylemsiz gibi görünür, ama aslında ilişkisel olarak çok aktiftir. Çünkü çocuk, bir duygunun içinde ebeveynin eşlikçiliğini hissedebildiğinde, kendi iç dengesini bulmaya başlar. Kendi iç dünyasını tanımaya, olumlu ve olumsuz duygularını taşıyabilmeye başlar.
Eylemde olmak, çoğu zaman dış dünyaya yöneliktir: çözüm üretmek, düzenlemek, kontrol etmek… Var olmak ise iç dünyaya dönüktür: duyabilmek, tanık olmak, dayanabilmek. Birinde “ne yapabilirim?”, diğerinde “ne oluyor, nasıl oluyor?” soruları vardır. Ve bazen, çocuğun duygusuna en iyi yardım, bir eylemle değil, bir varlıkla gelir.



Yorumlar